Advertisements

Adam Fawer – Olasılıksız

Advertisements
Olasılıksız
Advertisements
Adam Fawer – Olasılıksız Adlı Kitabından En Anlamlı Alıntılar ve Sözler

“Kararlar doğru veya yanlış değildir. Kararlar karardır. Sen, sana göre en iyisini seç.”

”Hiçbir şey imkansız değildir,” dedi Caine, ”Ama belirli şeyler olasılık dışıdır ya da olasılıksızdır.”

“Olasılıksızdı belki, ama imkansız değildi.”

Aslında, eğer bir şeyi yapabileceğini düşünürsen, bu mümkün olmasa bile yapabildiğini görürsün. Eğer yapamayacağını düşünürsen, o zaman çoğunlukla yapamazsın, çünkü yapmayı denemezsin bile.

“Geleceği tahmin etmek imkansızdır. Ama şimdiki zamanı çok iyi bilirsen geleceği kontrol edebilirsin.”

”Gelecek, onu görene kadar şekilsizdir. Bir parayı havaya attığında iki olası gelecek vardır, birinde para yazı gelir, diğerinde tura, ama sen görene kadar ikisi de değildir.”

İmkansız diye bir şey yoktur, sadece bazı olayların olma olasılığı daha düşüktür.

Umut etmekten bıktı, hayal kırıklıklarından sıkıldı. Bu yüzden de içine kapandı.

“O kadar çok esrarengiz olgunun nedenini buluyoruz ki, bir şeyin bilinemeceğine inanmakta zorlanıyoruz.”

“İnsana bişey oluyormuş gibi gelmiyor, her şey normalmiş gibi geliyor… İşte bu yüzden bu kadar korkutucu…

Elinden gelen tek şey en az yanlış olanı seçmekti.

Ama hataları tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir, çünkü hatasız bir tahmin denklemini oluşturmak için gerekli olan tüm bilgileri asla edinmezsin.

”Çünkü zaman görecelidir.” dedi Jasper. ”Düşünsene, ışık hızından hızlı olan tek şey, düşünce hızıdır.”

Her gece Tanrı’ya aynı soruyu sordu: Neden onları almıştı? Sonra da ağlamıştı. Gittikleri ve dönmeyecekleri için ağlardı, babası ona hiç sarılmadığı için, annesi öcülerden korumak için onu bir daha öpmeyeceğı için ağlardı. Ama en çok, kendisi değil de onlar öldüğü için şükrettiğine ağlardı. İşte bundan dolayı da kendisini asla affetmedi.

Öyle sev ki beni, ben bile kıskanayım beni.

Caine koridorlarda dolanıp Acil Servis’i buldu. Bu televizyon dizilerindeki acil servisler gibi bir yer değildi. Yakışıklı doktorlar ‘hastaya acil müdahale gerekiyor’ ya da ‘hemen ameliyata alın’ diye bağırarak koşuşmuyorlardı koridorlarda. Mutsuz insanlar duvar diplerindeki oturma yerlerine dizilmişlerdi; öksürüp, tıksırıp duruyorlardı, yaralarından kan ve cerahat akıyordu.

“Olasılıksızdı belki, ama imkansız değildi.”

Bu rahatsızlık tarih boyunca bir sürü farklı isimle anılmıştır. – Akıl hastalığı, dile getirilmez bir acı, iblisin işkencesi, hatta tanrının gazabı. Günümüz de biz buna epilepsi diyoruz.

Evrene pozitif enerji yayın derler ya hani. Eğer bir şey hakkında olumlu düşünür ve gerçekleşeceğine yürekten inanırsak, başarırız. Tam tersi daha baştan karamsar bakıp, yapamayacağımızı düşünürsek, olacağı varsa da olmaz. Unutmayın, hayatınız sizin elinizde şekillenen bir hamurdur!

“Yüzyıllardır oynanmasına rağmen hiç bir seyirci sahneye fırlayıp Romeo’nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır. Sonun da geminin batacağı bilindi halde Titanic defalarca izlenmiştir. Bitecektir korkusuyla aşktan kaçarsan hayattan hiçbir tat alamazsın. Çünkü Romeo ölmeli, Titanic batmalı ama aşk herşeye rağmen yaşanmalı…”

Günler geçtikçe işler daha da sarpa sarıyordu, daha doğrusu hiçbir şey kötüye gitmiyordu, ama daha iyiye gittiği de yoktu. Bu da işler kötü gidiyor demekti.

Napolyon 18. Yüzyıl’da yaşayan bir astronoma, güneş sistemi hakkındaki eserinde neden Tanrı’dan söz edilmediğini sorduğunda bilim adamı şöyle cevap verdi:
”Efendim, bu hipoteze gerek yok.”

“Her an her şey olabilir.!”

Her bir olay zincirinin bir halkasıydı.Onu, bu ana kadar getirmişti. Böyle olayların olma olasılığı neydi acaba? Binde bir? Milyonda bir? Milyarda bir? Böyle bir şey asla hesaplanamazdı. İşte hayatın en güzel tarafı da buydu;her şey olabilirdi;her ne kadar olasılıksız olursa olsun olabilirdi;olasılık dışı olan bir olay mutlaka olurdu.

Planlamak başkaydı, gerçekleştirmek bambaşka.

Olasılık teorisinin de temeli budur: Hatayı en aza indirgemek.

Hayat satranç gibidir. On parçanı kaybedip yine de kazanabilirsin.

Bir şey yapmamayı seçsen, bu bile bir seçimdir.

Ama şimdi evet derse bir daha asla hayır diyememekten korkuyordu.

..her yükselişin bir düşüşü vardı.

“Daha önce hiç silah kullanmamıştı, ama bu onu endişelendirmiyordu. Fotoğrafları çekmek gibiydi bu iş.” “Aralarındaki tek fark, bir Nikon kamera 9 milimetrelik bir Lorcin L gibi tepmezdi.”

(…) insanlar zaten fotoğraflarına pek benzemezlerdi.

“Eğer bir denklemde sonsuzu kullanırsanız bu diğer her şeyi etkiler , çünkü çok büyük bir sayıdır…”

Gerçeği gördüğünden beri hiçbir şey ona kötü gelmiyordu.

”Eğer beş saniye içinde biri bir cevap vermezse bu soruyu sınavda da soracağım haberiniz olsun.” Bir anda yirmi öğrenci el kaldırdı.

Aslında casus olmakla hırsız olmak arasında fazla bir fark yoktur. Amaç çalmak. Hırsız mücevher çalar, ajan ise sırları.

Çoğu insan, eğer karşı karşıya kalırsa, işkenceye direnebileceğini düşünür.

Biz insanlar “Genellikle ben, gözümle gördüğüm şeylere inanırım. Geri kalan her şey teoridir.”

Evrenin belli gerçeklerini ölçecek becerilere sahip değiliz. Yani, olaylar her ne kadar rastgele görünse de tamamen fiziksel gerçeklerle koşullandırılmışlardır ve belirlenirler. Böyle düşünenlerin akımına Determinizm denir. Deterministler hiçbir şeyin belirsiz olmadığına inanırlar; her şey önceki bir sebebin sonucu olarak ortaya çıkar, ama biz bu sebebin ne olduğunu bilemeyiz.”

Dünyanın neresine kaçarsa kaçsın, hastalığından kaçamazdı ki. Nereye giderse gitsin zihnindeki saatli bomba da onunla olacaktı.

Kendine somut bir şeyler bul. Güvenli olabileceğin bir yer ya da yanlarında güvende olabileceğin insanlar…

İmkânsıza inanmak dışında bir seçeneği kalmamış gibiydi.

Hayat garipti; sanki bir insanın hayatının içine etmesi için bundan daha uzun bir zaman geçmesi gerekirdi.

Aklını korumasını sağlayan tek şey tünelin sonunda bir ışık olduğunu bilmesiydi.

Budistlere göre her şey geçicidir. Buddga, dünyadaki bütün acıların kaynağının insanların maddelere ve fikirlere bağlılığından kaynaklandığını ve akan, değişen ve hareket eden evreni kabul etmedikleri için böyle olduğunu düşünmüştü.

“De Moivre şansın bir yanılsama olduğuna inanıyordu. Hiçbir şeyin şans eseri olmadığını ileri sürdü. Yani, sözde, rastgele, gelişigüzel olan her şeyin aslında bir fiziksel nedeni olduğunu savundu.”

“”Unutmayın, hayatınız sizin elinizde şekillenen bir hamurdur!!””

“Tedirgin değilim, temkinliyim”

Rüyadayken nereye gittiğinin bir önemi var mıydı?

Biyokimyasal açıdan ortalama bir çocuğun birçok yetişkinden daha yaratıcı olduğunu biliyorlardı.

“Senden isteyebileceğim hiçbir şey yok”

Hiçbir şey kötüye gitmiyordu, ama daha iyiye gittiği de yoktu.

Her zaman seçeneklerin ve seçim hakkın vardır.

Gerçek, düşüncenin bir yansımasıdır, her öne atılan dalda kendi gerçeğini seçersin, çünkü hangi Anı düşünmek istediğini seçersin.

Ona hala ihtiyacı vardı, ama şansı yaver giderse  kısa bir süre sonra olmayacaktı

Her bir yolun birçok yolu ve aklına bile getiremeyeceği bir çok sonucu vardı.

“…otuz iki dişini göstererek sırıttı. Porselen dişleri belli ki kapitalist bir ülkede yapılmıştı.”

Unutmayın ki o zamanlar televizyon diye bir aygıt yoktu, yani insanlar kitap denen şeyleri okumak zorundaydılar.

Pembe dünyalarında yaşayan meslektaşlarını sinir etmek, entelektüel bir sohbetten bile daha zevkliydi Forsythe göre.

Beta dalgaları insanlar gözlerini açtıklarında veya aktif bir şekilde başkalarını dinlediklerinde, düşündüklerinde veya bilgileri algıladıklarında hareketlenirdi.

“Bu kurallar ve yasalar dahilinde gezegenlerin yörüngelerinden tut da arabaların nasıl çalıştığına kadar her şey açıklanıyordu. Özünde Newton, Tanrı’nın evreni değişmez bir takım kurallar çerçevesinde ,belirli bir planla ortaya koyduğuna inanıyordu. Bu inanış topluma yayıldı ve kapitalizm de yayıldı. Böylece dünya arz-talep kurallarına boyun eğdi adeta.”

Bitirmek için yarını, başkasına anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksin.

1952 de Başkan Truman , Ulusal Güvenlik Konseyi İstihbarat Yönergesi’ni imzalayıp da Ulusal Güvenlik Ajansı’nı kurduğunda buranın temelleri atılmıştı. Seksenlerin başında UGA, 130 ülkede ,günde 250 milyon görüşmeyi dinleyebilecek kapasitedeydi.

Geleceği tahmin etmekle, kontrol etmek arasında çok büyük bir fark vardır.

…Denemekle kaybedecek hiçbir şeyin yok.” “Ya gururum?”diye sordu Caine.

ne yapacağını seçebilirsin ama ne isteyeceğini seçemezsin

” çoğu şüpheli hep yüzünü gizlemeye çalışsa da , bu da zaman kaybıydı çünkü gözleri onları hep ele verirdi . ”

Kim bilir? Belki de uykunda rûya görürsün, vahiy gelir. Böyle garip şeyler oluyor insanlara.

Jung bilincin en azından bir kısmının bilinçaltı tarafından yönlendirildiğine ve etkilediğine inanıyordu.

Caine:”Şizofreni nasıl bir şey?”
Jasper:”Hiçbir şey oluyormuş gibi hissetmiyorsun.Yanılsamalar gerçek gibi.Doğal,hatta olması gerektiği gibi.Sanki hükümetin düşüncelerini okumaya çalışması dünyanın en mantıklı ve doğal şeyiymiş gibi geliyor,ya da en yakın dostunun seni öldürmesi falan.Bu yüzden çok korkutucu.”

Yolda gidiyorsunuz . Kafanızı çevirip yandaki küçük parka baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz . Evet, Deja Vu . Sizce nedir Deja Vu ; geçmiş mi, rüya mı yoksa geleceği mi görüyorsunuz?

Olasılık teorisi, bilim adamlarının bir cevaptan yüzde yüz emin olmasalar da doğru olduğunu söyleyebilmelerini sağlar. Çünkü olasılık teorisine göre yanılma payı çok ama çok az olduğu zaman gerçeği buldunuz demektir.

Ya tamamen keçileri kaçırdıysa ,normalle anormal arasındaki çizgiyi geçtiyse ?

“Beklenen değer teorisiyle olayı incelediğimizde ancak değer bedelden yüksekse o zaman bu risk göze alınmalıdır.

“Belli ki Tanrı yalnızca zarı atmakla kalmıyor, ayrıca gözleri kapalı oynuyor ve ara sıra da zarları görülemeyecek yerlere atıyor”

” Hayatının son birkaç ayında De Moivre her gece on beş dakika fazladan uyuduğunu fark etti.O bir determinist olduğu için o veriyi doğal sonucuna kadar hesapladı.Eger uykusu her gece onbeş dakika uzarsa,o zaman 24 saat uyuyacağı gece ölecekti.Bu günü de 27 Kasım 1754 olarak belirledi . Ve o gün , aynen hesapladığı gibi , De Moivre öldü. “

Issız bir adada bile yaşasa, seçimleri tüm evreni etkiliyordu.

”Daha önce hiç silah kullanmamıştı, ama bu onu endişelendirmiyordu. Resim çekmek gibiydi bu iş. Odakla ve bas. Aralarındaki tek fark, bir Nikon kamera 9 milimetrelik bir Lorcin L gibi tepmezdi.”

At yarışlarına, maçlara, kumarhanelere para yatıran veya bir boruda kaç yağmur damlası olduğu üzerine iddiaya giren bir kumarbaz, pek de lehinde olmayan bir olasılığa para yatırmıştır. Poker oynayan profesyonel bir kumarbaz ise, lehinde olan olasılıklara para yatırır. Biri romantik bir hayalperesttir, diğeri ise gerçekçidir.

“..bir Alman bilim adamı, yoga ustalarının derin meditasyonla beyin dalgalarını belirgin bir şekilde değiştirebildiklerini kanıtladı.”

“Doktor bunun idiopatik olduğunu söyledi. Yani anlayacağın, hiçbir fikirleri yok bu konuda.”

İnsan genetik yapısında 3.2 milyonu Aşkın nükleotid baz vardır. Bunların arasında belirli bir ortam içinde bir insanın fiziksel özelliklerini amaçlı bir şekilde yeniden programlayan kimyasal yapıları olmadığı ne malum? Örneğin tropik iklimlerde derinin koyulaşması ve rüzgarlı yörelerde elmacık kemiklerinin yükselmesi gibi

Olasılıklar her zaman kasadan yanadır.

Dindar bir hayat tarzını mı benimsiyorsunuz?
Caine, “hayır”
İki nedeni var
“Dünyevi zevkleri tadarak yaşanacak bir hayat insana pozitif sonsuzluk getirir, ama dini bir hayat negatif sonsuzluktur.”
“Piyangoyu neden oynuyorsam dünyevi zevkleri de aynı nedenle seviyorum: Bazen insan ‘istatistiklerin canı cehenneme’ demeli ve içinden geleni yapmalı”

…aklına çocukken sirke gidip filleri ilk gördüğü gün geldi. Üç tane fil vardı ve bu altı tonluk canlıların kaçmaması için ayaklarına ince birer halat bağlamışlardı sadece. Nava’nın aklı karışmıştı. Babasına neden hayvanların ipleri koparmadıklarını sorduğunu hatırlıyordu.
“Bu koşullanmaları ile ilgili bir şey” diye açıkladı babası. “Filler daha bebekken kalın demir zincirlerle bağlanırlar. O ilk aylar boyunca da ne kadar çabalarsa çabalasınlar, bu zincirleri kıramadıklarını görürler.”
“…eğiticiler filler zincirleri kıramayacaklarını öğrenene kadar ip kullanmazlar. Bak Nava, aslında o filleri orada tutan ipler değil, akıllarındaki koşullanma. İşte bu yüzden bilgi önemlidir.”

Kuantum Teorisi Üzerine:
Bir kutuya bir kedi, siyanür gazı dolu bir şişe, bir atom reaktörü ve herhangi bir enerji algılamasında harekete geçip şişeyi kıracak olan bir çekiç koysan; ve kutuyu kapatsan.
Kutu kapalıyken ne olur?
…Kutu kapalıyken ya çekiç bir enerji algılayıp şişeyi kıracak ve kedi ölecek, ya da enerji algılamayacak ve kedi yaşayacak.
Fakat kutu kapalıyken her ikisi de olasılık dahilindedir.
Kutuyu açıp kediyi gözlemlediğin zaman ise kedi ancak bir durumda olabilir.

Advertisements

Bir Cevap Yazın