Advertisements

Hadım etme adetinin tarihçesi

Advertisements

 

HADIM etme âdeti, binlerce yıl öncesine uzanır. Bir çok kraliyet Sarayı’ndaki beyaz ve zenci ağaların benzerleri Çin’de, Mezopotamya’da, Roma’da, Bizans’ta ve Osmanlılar’dan önceki Türk-İslâm devletlerinde de vardı. Hattâ, 19. yüzyıla kadar, Avrupa’daki bazı kilise korolarında seslerinin kalınlaşmaması ve ince kalması için hadım edilmiş “kastrat” denen erkekler de bulunurdu.


“Akağalar”, yani beyaz hadımlar sarayın değişik yerlerinde, “karaağalar” yani zenci hadımlar ise haremde görev alırlardı ve “haremağaları”, işte bu zencilerdi. Ancak, bazı hadımların erkeklikleri yapılan bu vahşi ameliyata rağmen hâlâ devam eder ve rezaletlerin çıktığı da olurdu. Bu gibi hadiseleri önlemek için tedbirler alınır, meselâ Osmanlı Sarayı’nda hadımların en çirkinleri istihdam edilirdi. Emevi Halifesi Muaviye’nin hanımı Fahite’nin sarayında da, sadece yaşlı hadımlar vardı.
BU, insanoğlunun binlerce sene boyunca uygulamaktan çekinmediği kanlı ve ıstırab dolu bir ameliyatın hikâyesidir.
Hadım etme operasyonu, eski devirlerde üç şekilde yapılırdı: Ya penis ve testisler tamamen kesilir, ya sadece yumurtalıklar alınarak sperm üretimine son verilir yahut yumurtalıklar kesilmez ama ezilirdi.
Osmanlı Sarayı’na girecek beyaz yahut siyah ağalar için bu metodlardan birincisi tatbik edilir, yani cinsel organ ile yumurtalıklar tamamen kesilirdi. Ancak, ameliyatın İstanbul’da yapılmaması, yani ağa adayının imparatorluk başkentine hadım edilmiş şekilde gelmiş olması şarttı ve operasyonun merkezi genellikle Mısır idi.
GÜMÜŞTEN TIKAÇ : Hadımlara tatbik edilen vahşi ameliyat, şöyle yapılırdı:
Göbeğin altı ve baldırlar, aşırı kanamayı önlemek için bandajlarla sarılırdı. Hadım edilecek kişi sırtüstü yatırılır, operasyon bölgesi enfeksiyon riskini azaltmak için acı biber karıştırılmış su ile üç kez yıkanırdı.
Ameliyat bölgesi iyice temizlendikten sonra, orağa benzeyen küçük bir bıçak vasıtasıyla testisler ve penis, mümkün olduğu kadar dibinden kesilirdi.
Penisin kökündeki kanala gümüş bir iğne yahut metal bir çubuk sokulur ve idrar akışı geçici bir süre için durdurulurdu.
Yara, iltihabı ve kanı emmesi için soğuk su içine yatırılmış kâğıtlarla kapatılır ve üzeri sarılırdı.
Sargı tamamlanınca, hadım hemen yürütülür ve daha sonra yatırılırdı. Hasta hem tuvalet ihtiyacını gideremeyeceği, hem de yarası nedeniyle büyük acılar çektiğinden, üç gün boyunca su içmesine izin verilmezdi.
Ameliyatın üçüncü gününde sargılar açılır, gümüş iğne yahut metal çubuk çıkarılır ve hasta, idrarının aniden bir şelâle gibi akmasından büyük rahatlık duyardı. Hadım idrarını yapabildiyse, tehlikeyi atlatmış olurdu ama eğer yapamazsa idrar kanalları enfeksiyon kapmış ve şişmiş demekti. Birkaç gün sonra, büyük acılar içerisinde ölümün gelmesi artık kaçınılmazdı

“Harem” adlı yapıtından!!!???…

 

Bir Cevap Yazın