Advertisements

Jonathan Livingston – Martı

Tek gerçek yasa, özgürlüğü sağlayan yasadır. Başka yasa yoktur
Advertisements
Jonathan Livingston – Martı Adlı Kitabından En Anlamlı Alıntılar ve Sözler

Gözünle gördüklerine sakın inanma. Görünenlerin hepsi sınırlıdır. Anlayarak bakmaya, bildiklerinin ötesine geçmeye çalış.

“Tek gerçek yasa, özgürlüğü sağlayan yasadır. Başka yasa yoktur.”

Düşüncelerinize vurulan zinciri koparın, o zaman bedeninizin de özgürlüğe kavuştuğunu göreceksiniz.

“Uçmak, bir martının en doğal hakkıdır. Özgürlük ise, var oluşun bir parçasıdır. Boş inançlar olsun, gelenekler olsun, özgürlüğü kısıtlayan ne varsa, kaldırıp atmak gerek.”

Eğer dostluğumuz zaman ve uzaklıkla sınırlıysa, o yok demektir. Zaman ve uzaklıkla sınırlı olmayanı yaşıyoruz biz. Uzaklığı yenince hep aynı yerdeyiz, zamanı yenince hep aynı anın içindeyiz. Böylece her an için birlikte olacağımızı düşünmedin mi?

Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek keşfetmek, özgür olmak gibi.

Cennet diye bir yer yok mu?Hayır Jonathan, böyle bir yer yok. Cennet bir yer, bir mekân değildir, bir zaman dilimi değildir. cennet öğrenmektir, mükemmelliktir.

Bizi sınırlayan her şeyi bir tarafa atmalıyız.

”Eğer ne yaptığını iyi biliyorsan her zaman başarırsın.”

Niçin kendimi birdenbire bu kadar yorgun hissediyorum?

Çünkü rakamlar sınırları belirler; iyinin, mükemmelin sınırları yoktur.

Acaba biz, dünyamızdaki özgürlüğün bitişini izleyen martılar mıydık?

Eh, sürünün bir parçası olmadığımıza göre, yasaya uymak zorunda değiliz.

“Kanatlarınızı yere bağlayan, korkular, kuşkular ve kaygılardı.”

“Geçmişini bütünüyle bir yana atıp bugünü doğum günü saymaya ne dersin?”

” Cennette hiçbir sınır olmamalı. “

Kin, nefret ve düşmanlığı sevmekten söz etmiyorum ben. Gerçek martıları, onların her birinin içindeki güzellikleri görmeye çalışmalı. Bunu onların da görmesine yardımcı olmalısın. Sevgiden kastettiğim şey bu benim. Bu işin sırrını çözdün mü, gerçekten sevebilirsin.

Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekamızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz ! Uçmayı öğrenebiliriz.

Eğer ne yaptığını biliyorsan her zaman başarırsın. Başarmak için ne yaptığını bilmek gerek.

Sürünün yasalarına göre, sürüden dışlanmış martılar bir daha geri dönemezlerdi.

Bin yıldır yaptığımız tek şey balık peşinde koşmak.

Her birinin içindeki iyi yanı görebilmelerine yardımcı olmalısın. Sevgiden benim anladığım budur. Üstelik bir kez tadına vardın mı, vazgeçemezsin bu işten.

Bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi ?

“Neden Jon, niçin?” diye sordu annesi. “Sürünün geri kalanına benzemek bu kadar mı zor?

Uçmak bir martının doğal hakkıdır, özgürlük varlığının özündedir.

Hakkımda saçma sapan söylentiler çıkarmalarına ya da beni Tanrılaştırmalarına sakın izin verme, olur mu Fletch?

Çünkü hız güç demekti, büyük bir zevkti ve kusursuz bir güzellikti.

Bir hayalin varsa, onu başarma gücüne de sahipsindir.

Uçmayı öğrenmişti ve bunun için ödediği bedel onu hiç üzmüyordu.

Belki de sürünün yüzüne gerçekleri haykırdığı için dışlanmış bir martı bile vardı.

Bilirsiniz, martılar asla bocalamaz, sendelemezler asla. Havada bocalamak utançtır onlar için, onursuzluktur.

Onlar için uçmanın tek anlamı, karınlarını doyurabilmektir. Oysa Martı Jonathan Livingston için önemli olan yemek değil uçmaktı.

Bir şeyler öğrenmezsek, gelecekteki dünyamız da şimdikinin bir eşi olur. Hep durağan, sınırlı, tekdüze bir yaşam…

Onlar, ne yaptığımı göremeyecek kadar kör müydüler?

Sürüden biri olmaya karar verdiği için rahatlamıştı. Artık öğrenme isteğine gem vurmaya gerek kalmayacaktı. Ne yeni girişimler olacaktı ne de yeni başarısızlıklar. Ne hoştu, düşünmemek ve kıyıdaki ışıklara doğru karanlıkta uçmak ne hoştu!

Martı Jonathan bezginliğin, korkunun ve öfkenin bir martının ömrünü kısalttığını, bunları zihninden uzaklaştırdığında ise hoş ve uzun bir yaşam sürebileceğini de fark etmişti.

Onurlandırılıyor, daha da kötüsü hürmet görüyorlardı ama artık söyledikleri dinlenmiyordu.

Perişan bir hale gelen kanatları kurşun gibi ağırdı, fakat ona asıl ağır gelen şey başarısızlığıydı.

“Sürüden dışlanmış martılarla konuşanlar da sürüden dışlanacaktır.”

…diğer dünyayı bir öncesinde öğrendiklerimizle kurarız.Fakat hiçbir şey öğrenilmemişse, sonraki yaşam öncesinin aynısı olacaktır; aynı sınırlar ve kazanmak için yüklenilen aynı sıkıntılar

Ama o, yeminini bozmasına karşın, yüreğinde en küçük bir suçluluk duygusu taşımıyordu. Bu tür yeminler, sıradan olmayı kabullenmiş martılara özgüydü.

İn aşağı! Martılar asla karanlıkta uçmaz. Karanlıkta uçman gerekseydi gözlerin baykuş gözü olurdu. Beyin yerine uçuş haritaların… Şahin gibi kısa kanatların…

Karın doyurmanın, didişmenin sürü içinde iktidar hırsının ötesinde değerler olduğunun bilincine varmak için kaç yaşamdan geçtik dersin? Binlerce Jon, onbinlerce!

Yola çıkanlarımızın çoğu çok yavaştı.Nereden geldiğimizi hemen unutup nereye gittiğimizi merak bile etmeden, günübirlik yaşayarak çoğu kez birbirinin aynısı olan şeyi yaptık; bir dünyadan gelip diğerine gittik.

En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir.

Yemekten, birbirimizle mücadele etmekten, sürüye gücümüzü kanıtlamaya çalışmaktan daha başka yaşama nedenleri olduğunu öğrenmek için kaç yaşamdan geçmek zorunda kaldık, bir fikrin varmı Jonathan?

“İnancı unut” dedi Chiang tekrar tekrar. “Uçmak için inanca ihtiyacın yok, sadece uçmayı anlaman yeterli. Hadi tekrar dene…”

 

Bir Cevap Yazın