İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yalancı Cennet Uğruna İşlenen Cinayetler: Haşhaşîler

Rey şehrinde Muvaffak Nişâburî’den okuyan üç yakın arkadaştılar. Aralarında kim önce ikbâle kavuşursa, diğerine yardım edeceğine dair sözleşmişlerdi.

Bunlardan biri Selçuklu veziri Nizâmülmülk, ikincisi meşhur bilgin ve şair Ömer Hayyâm, üçüncüsü ise sonradan dünyaya dehşet salan bir suikast teşkilatının kurucusu Hasan Sabbâh idi. Her ne kadar aralarındaki yaş farkı bu rivayetin sıhhatini zayıflatıyorsa da, Nizâmülmülk, vezir olunca Hasan Sabbâh’a valilik teklif etti. O ise Nizâmülmülk’ün makamına göz dikip sarayda vazife istediği için araları açıldı.


7 sayısının hikmeti
Hasan Sabbâh, İmamiye Şiasına mensup bir din adamının oğludur. Daha sonra Şia’nın aşırı kollarından Bâtınîliğin İran’daki dâîlerinin (misyoner) tesirinde kaldı. Mısır’a giderek bu mezhepteki Fâtımîlere katıldı. Bâtınîler, Cafer Sadık’ın yerine Musa Kâzım’ı değil, kendinden evvel vefat eden oğlu İsmail’i yedinci imam tanır. Kur’an’ın bir zâhirî (görünen), bir de bâtınî (görünmeyen) manası olduğunu; imama sadakatle bâtınî manaya erilebileceğini; bunlara haram şey bulunmadığını söyler. Tenasüha (reenkarnasyona); cennet ve cehennemin dünyada olduğuna inanır. İmamlar gizlidir. Ortada olan, dâî adındaki propagandacılardır. En çok Güney Irak’ta tutunmuşsa da, Kuzey Afrika ve Mısır’daki Fâtımî Devleti ile tanındı. 12 imam tanıyan İsnâaşeriyye’den (Caferiyye) farklı olarak İsmail 7. imam sayıldığı için Seb’iyye veyaİsmailiyye diye de bilinirler. (Seb’a=7, İsnâaşer=12)
Fırkanın kurucusu İmam Cafer’in azatlısı ve göz doktoru Meymûn Keddah’tır. Mecusî muhtedisi olduğu halde, seyyid olduğunu iddia etmiştir. Bâtınîliğin, Yahudilik ve Zerdüştlük ile Pisagor ve Philon felsefesine kadar uzanan esasları vardır. Tarihçiler, bazı eski din mensuplarından İslâmiyeti kılıçla yenemeyenlerin, içten çökertmek için bu yolları denediğini iddia eder. Meymun’un soyundan gelenler Fâtımî Devleti’ni kurarak halifeliğin kendi hakları olduğunu söyledi. Bâtınîlerden bir kol da 870’de Güney Irak’ta Karmâtî Devleti’ni kurdu. Bunlar bir ara Mekke’yi basıp, Hacerülesved’i kaçırdılar.

İhtiyar Fâtımî halifesi Mustansır’ın yerine Müsta’li’yi değil de diğer oğlu Nizâr’ı destekledi. Bu sebeple atıldığı hapisten kaçarak bir Bâtınî misyoneri olarak İran’a dönen Hasan Sabbâh, 9 sene propaganda yaparak etrafında hayli taraftar topladı. Selçuklu Sultanı Melikşah önce kendisine bir nasihat mektubu yazdı. Yola gelmeyince üzerine asker saldı. Hasan Sabbâh, buna içlerinde Nizâmülmülk ve muhtemelen Melikşah’ın da bulunduğu Selçuklu ve Abbasî devlet ricalinden nicesini öldürterek cevap verdi. Davetini kabul etmeyen halktan günde ortalama on sünnîyi böyle öldürterek etrafa dehşet saçtı.
Şahin yuvası

1090’da Hazar Denizi güneyindeki müstahkem Alamut ve etrafındaki birkaç kaleyi zaptederek burada küçük bir devlet kurdu. Kalelere, uzun zaman yetecek zahire ambarları yaptırdı. Kervanları soyarak servet sahibi oldu. Haşhaşa alıştırdığı, böylece halüsinasyonlar görerek kendisini cennette zanneden fedâîlerini, suikast için kullandı. Nizâr’ı Mısır’dan getirtmeye çalıştıysa da başaramadı. Bunun üzerine Bâtınîliğin, Nizâriyye denilen kendine mahsus bir kolunu tebliğe başladı.

Onun inancına göre, yeryüzüne İsmail soyundan masum ve gizli bir imam hüküm sürer. Hasan Sabbâh, bu imamın vekilidir. Saadete, akıl ile değil; imama bağlanmakla ulaşılır. Bu sebeple ilim öğrenmek yasaktır. “İlm-i zahirin çoğalması, ilm’-i bâtını örter, söndürür” derdi. İnancının en mühim prensibi, Bâtınîliğin düşmanlarına hayat hakkı tanımamasıdır. Haşhaşa ve onun hâsıl ettiği güzel hayallere, yalancı cennete kavuşmak isteyen fedâîleri, Hasan Sabbâh’ın verdiği cinayet emirleri bir dinî vazife bilmiştir. Bu sebeple yolu Haşhaşî diye anıldı. Avrupa dillerinde suikastçı için kullanılan assassin sözü buradan gelir. İmam Gazalî’nin, bu inanca yazdığı reddiyesi vardır.

Selçuklu Sultanı Melikşah’ın oğlu Sultan Berkyaruk, üzerine yürüdü. Haşhaşîlere ağır bir darbe indirildi. Yerine geçen Muhammed Tapar bu mücadeleyi kıyasıya sürdürdü. 1117’de Alamut daha güçlü bir ordu ile kuşatılarak kalenin dışarısı ile irtibatı kesildi. Tam o sırada sultanın vefat haberi geldi. Muhasara kaldırıldı ve Hasan Sabbâh rahat nefes aldı. Bir cariyeyi kandırarak yastığının altında bir hançer ve tehdit mektubu koydurduğu yeni Sultan Sencer, kendisiyle sulha mecbur oldu.

kaynak : Ekrem Buğra Ekinci

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir